DAMLİCALİLAR
Damlıca,Gülçimen,Godamık,Tarih,Kültür,Yaşayanlar,Eğitim,Ekonomi ve Her konu. - Blogcu - Sayfa 3



KELIMELER

10/2/2008 · Kategori: KELIMELER

A
adahlı: sözlü
aguşga: pencere
ağ: beyaz
ağyal: beyaz yeleli at
andır: miras (argo)
anğarı: öte, ileri
aparmax: götürmek
aran: ova
arah: rakı
arvat: kadın, eş
asma: güya
aş: pilav
aşbaz: aşçı
aşotu: kişniş
aşsüzen: süzgeç
aşhana: mutfak
ata: baba
atlama (çalxama): ayran
avı: açık mavi
axsakulağı: sarmısaklı yumurta
ahtafa: ibrik
aybecer: çirkin
ayranaş: yoğurt çorbası (doyğa da denir)

B
badımcan: patlıcan
badron: kurşun
badronka: kurşunluk
badval: bodrum
bağdadıya: ahşap ve kille yapılan yapı, bina
bağıröhve: karaciğer
bağıröyfe: sakatat
bağman: bahçıvan
bala: yavru
balaca: küçük
basen: buğday, un vs. konulan büyük bölüm
basırmah: toprağa gömmek
başmah: ayakkabı
bahtafar: mutlu
bayda: bakırdan çukur salata kabı
beçe: piliç
beçora: zavallı, çaresiz (beçere)
bedasıl: asılsız
beli: evet
bencek: ceket
benöyüş: mor, menekşe rengi
berhana: öteberi, yiyecek, azık
beygafil: aniden, habersiz bodunus: tepsi
boğanah: tipi
bol: tahta döşeme
boz: gri
bozarttah: solmuş, bozarmış
bozbaş: içine sadece soğan katılan, kendi yağı ve suyuyla pişen et
boylanmak: sağa sola bakmak
böğür: belin yan çukuru
bölme: çay tabağı
böyeleh: büvelek, böcek
buğdadıya: ahşap ve kille yapılan yapı, bina
bulah: pınar
bulud: büyük kayık tabak
büdüremeh: dizleri katlanmak, düşeyazmak
büvü: yenge

C-Ç
camuş: manda
canavar: kurt
cazgır: çok konuşan
cemdeh: leş, ölü beden
ceynamaz: seccade
ceyran: maral, ceylan
cıdır: cirit
cıngır: kova
cırılmah: yırtılmak
cırıh: yırtık
cırtdan: cin gibi
ciyar: ciğer
cönge: iki yaşında dana
culku: çorap
cüce: civciv
çadra: büyük başörtüsü
çalağan: atmaca
çalası: yoğurt mayası
çalma: kadınların alınlarına bağladıkları ince eşarp
çalhama (atlama): ayran
çapıt: bez
çatal: çengel
çatı: dana bağı
çahır: şarap
çekelek (galoş): lastik ayakkabı
çemedan: çanta,

 

çiyin:   omuz
çiyit: çekirdek
çömçe: kepçe

D
dabrelka: büyük porselen tabak
dal: arka
daldey (dulda): gölge
dalğır: çizgili
dambat: şık, güzel giyimli, kibar
darbımesel: deyim
darvaz (divor): büyük bahçe kapısı
daylah: tay
deleme: teleme peynir
demeh: delik, in
demkeş: semaverin üstünde demliğin konulduğu yer
desmal: havlu
dılğır: cılız
dıydıh: şımarık
dızgırmah: ishal olmak
dızıhlamah: ishal olmak
dilbaz: güzel konuşan
diloy: eski bez
dinge: baş örtüsü çemberi
divor (darvaz): büyük bahçe kapısı
dolça: maşrapa
dor (keher): kahverengi at
döş: göğüs, sine
döşeh: yatak
döyğa: ayranaş
dözmeh: dayanmak
dula: lamba vs. koymak için duvara yapılmış oyuk
düyü: pirinç
dünen: dün

E
eğiş (erşin): hamuru koparmak için kullanılan spatula
emceh: meme
emgeh: bıngıldak
ele: öyle
elece: öylece
emi: amca
enteri: entari
eppeh: ekmek
erşin (eğiş): hamçiyin: omuz
çiyit: çekirdek
çömçe: kepçe

D
dabrelka: büyük porselen tabak
dal: arka
daldey (dulda): gölge
dalğır: çizgili
dambat: şık, güzel giyimli, kibar
darbımesel: deyim
darvaz (divor): büyük bahçe kapısı
daylah: tay
deleme: teleme peynir
demeh: delik, in
demkeş: semaverin üstünde demliğin konulduğu yer
desmal: havlu
dılğır: cılız
dıydıh: şımarık
dızgırmah: ishal olmak
dızıhlamah: ishal olmak
dilbaz: güzel konuşan
diloy: eski bez
dinge: baş örtüsü çemberi
divor (darvaz): büyük bahçe kapısı
dolça: maşrapa
dor (keher): kahverengi at
döş: göğüs, sine
döşeh: yatak
döyğa: ayranaş
dözmeh: dayanmak
dula: lamba vs. koymak için duvara yapılmış oyuk
düyü: pirinç
dünen: dün

E
eğiş (erşin): hamuru koparmak için kullanılan spatula
emceh: meme
emgeh: bıngıldak
ele: öyle
elece: öylece
emi: amca
enteri: entari
eppeh: ekmek
erşin (eğiş): hamuru uru 

gığı: kuzu gübresi
gıjgırmah: ekşimek, kabarmak
gılığlamah: alttan almak
gırah: kenar
gırşa: çatı
gırhılıh: yün kırkma makası
gıygaç: verev
gıyvat: dedikodu
gilas: kiraz
gile: salkım,göz bebeği
girvenke: ağırlık ölçerken kullanılan demir ağırlık
goçah: becerikli, hamarat
godux: sıpa
gogara: (argo) kafa, beyin
gonah: misafir
goşa: çift
gotur: çopur
goylamah: kovmak
goymax: koymak, bırakmak
göresmeh (göresimex): özlemek
göy: mavi-yeşil
göyçeh: güzel
gözdemeh: beklemek
göğermek: yeşillenmek
gudih: köpek yavrusu
gulluh: hizmet
gulluhçu: hizmetçi
gurdalamax: irdelemek, dokunmak, karıştırnak
gurdalanmah: bir işle oyalanmak
gurşah: kuşak
guylamah: gömmek
guymah: un, yağ ve şekerle yapılan bir yemek
güzgü: ayna

H
hamsı: hepsi
hansı: hangisi
hara: nere
harda: nerede
harsın: ermeni kızı
hasar: büyük duvar, sur
hayat: avlu
haylamak: hızlandırmak
hayana: nereye
hemeşe: her zaman
herremeh: dolaştırmak
herrenmeh: dolaşmak
heşye: dantel
heyvere: geveze
hörre: un çorbası
hündür: yükI-İ
ıkkıllamak: inlemek
ilenmek: kokmak
isdot (isti ot): biber
isgırvada: dökme demirden tava
isteken: bardak
isti: sıcak
istilik: içlik
iref: raf,terek

K
keher (dor): kahverengi at
kirimeh: susmak
kişmiş: kuru üzüm
kölgöy: gölge
köndelen: ters,arkaya dönük
kötüce: torun çocuğu
köykür: kevgir
küleh: rüzgâr
  
L
leçek: tülbent
lemse: alman
lezgi: çerkez
leşker: ordu
loyva: fasülye
lelöyün: kimsesiz,çaresiz

M-N
mahnı: türkü
mamador: domates
mığı: sivrisinek
metlep: yer
mürebbe: marmelat, reçel
nahır: sığır sürüsü
neçen: asker
neve: torun
neyva: yemiş
nöyüt: neft

O-Ö
otah: misafir odası
oyçu: avcı
öhve: akciğer
öy: ev
özge: başka, farklı

P
pampah: saf, sessiz
peç: soba
peşkir: havlu
piloy: pilav
pilte: taranmış yün
pişih: kedi
pöcüklü: bilmiş
putka: sığınak
puç: boşa,kötüye

S-Ş
sağalma: iyileşme
suvoy: bekar
şad: neşeli
şavalıt: kestane
şam:mum

T
talvar: çardak
taya: ot yığını
tengillemeh: sendelemek
terlan: renkli kuş
tuman: don, külot
turş: ekşi (tırş)

Y-Z
yallı: halay
yay: yaz mevsimi
yaylıh: mendil,ince baş örtüsü
yezne: enişte
yığval: talih
zülle: sivri
züllebaş: sivribaş
KULLANILAN SÖZCÜKLERDE DEĞİŞİK DİLLERİN ESİNTİSİOLMASI SONDERECENORMALDIRÇÜNKÜ;İŞKAL YILLARINDA DİLİMİZEREZYONA UĞRAMIŞTIR BU DÖKÜMANI HAZIRLAYANYENİARPAÇAY KARS.COM.TR.TC. yeÇOK TEŞEKÜR EDERİMEllerine sağlıkKacak nebi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

NEVRUZ

10/2/2008 · Kategori: NEVRUZ

Tarihçilerin araştırmalarına göre Nevruz, Türklerden İran’a, oradan da Araplara geçmiştir. İranlıların kendilerine uydurma işindeki başarılarını göz önüne alırsak, Nevruz Bayramı’nı da kendilerine mal etmeleri ve bu bayrama Şii-Alevi bayramı özelliği vermeleri ve bu inancın da oradan bize gelmesi pek ala mümkündür. Halbuki, tamamen Türk anlayışının ürünü olarak ortaya çıkan Nevruz, dini hiçbir özellik taşımamaktadır. Eğer bu bayram Şii-Alevi bayramı olsaydı, Hıristiyan Türk topluluklarında kutlanmaması gerekirdi. Budistlerin bile kutladığı bu bayramın dini veçhesinin olmadığı açıktır. Bu bakımdan, Nevruz geleneği, ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne de Bektaşilikle doğrudan menşe bağlantısı olmayan, İslamiyet’ten çok öncelere uzanan bir gelenektir. Bu yüzden, her hangi bir din adına, mezhep adına, etnik menşe adına bağlı gösterilmesi ve bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmesi çok büyük bir hatadır ve tarihin, kültürün bütün gerçeklerine de aykırıdır. Türk kültürünün önemli bir unsuru olarak tarihi çağlardan günümüze kadar gelen Nevruz geleneği, en az üç bin yıldan beri Türkler arasında yaşayan bir gelenektir. Türk halkları arasındaki yaygın inanışa göre Nevruz, Türklerin Ergenekon’dan çıkışı, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazandıkları gün olarak kabul edilmektedir.

Ebü’lgazi Bahadır Han’ın “Şecer-i Türk” adlı eserindeki Ergenokon menkıbesinde “Dört bin yedi yüz yıl Ergenekon denilen, dört bir yanı yüksek dağlarla çevrili bir vadide sıkışıp kalan Türklerin buradan, baharın başladığı gün 21 Mart’ta çıktıklarını ve ata yurtları olan Turan’a kavuştuklarını, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazandıkları” yazılıdır. Yani, Nevruz, Türklerin esaretten özgürlüğe, bağımsızlığa adım attıkları ilk gün olarak Türk tarihinde sembol bir gündür. Bu yüzden unutulması mümkün değildir.

“Tarihi kaynaklarda Nevruz ile ilgili şöyle bir rivayet anlatılmaktadır. Çok eski çağlarda Hunların ataları saldırıya uğradıklarında, bu halkın içinden sağ kalan tek kollu bir çocuk, bir dişi kurt tarafından Altay dağlarına götürülmüş. Orada kurt tarafından emzirilen çocuğun kurttan çocukları olmuş. Bu çocukların soyu bin Nevruz günü Altay dağlarından inerek dünyaya yayılmışlar.

Atalarımız, bu dağdan inme gününü, yeni başlangıç, yeniden doğuş günü kabul ederek her yıl baharın başlama gününü bayram olarak kutlamışlardır.”

Bir Uygur metninden aldığımız yukarıdaki satırların aynısını, diğer Türk boylarında da görmemiz mümkündür. Kırgızlar’da ve Kazaklar’da tam benzeri vardır. Azerbaycan ve Anadolu Türklerinde Ergenekon’un çevresini kaplayan dağın bir bölümünün eritilmesi vardır. Ama, öz aynıdır. Neresinden bakarsak bakalım Nevruz, Türk kültürünün en az üç bin yıllık tarihe sahip çok kıymetli hazinelerinden biridir.

Nevruz, baharın geldiğinin müjdesidir. Türk halkları, baharın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Uzun ve ağır kış şartlarından kurtuluş, tohum ve fidanın ekilmesi, hayvanların yavrulaması, yeryüzünün yeşermesi, ağaçların çiçek açması, Türklerin gönlünü şadeden büyük bir olaydı. Bu yüzden bütün Türk ellerinde o gün, büyük şenlikler düzenlenir, o gün, “Yeni Yıl Bayramı” “Bahar Bayramı” olarak kutlanırdı. Bu bakımdan Nevruz, bütün Türk halkları arasında ortak bir hatıranın, ortak gelenek ve duyguların, doğa ve dünya sırlarının çözümü üzerindeki ortak düşüncelerin, aynı heyecanların çok küçük farklarla ifade edildiği ortak bir kültürel mirastır. Türk kültürünün hakim olduğu tüm coğrafyada, Türkistan topraklarından Balkanlara kadar üç bin yıllık bir geçmişin eseri olan Nevruz, bu topraklar üzerinde yaşayan halklar arasında en büyük kültür mirası olarak yaşamış, hayatiyetini sürdürmüş, kültür hayatımızda ortaklık ve süreklilik göstermiş bir olgudur.

Nevruz Bayramını etnik bir kesimin malı olarak göstermeye çalışmak, havanda su dövmekten farksızdır. En basit deyimiyle, Kürtlerin essamesinin okunmadığı coğrafyalarda büyük bir coşkuyla kutlanması, Kürt tezinin ne kadar dayanaksız olduğunun ispatıdır. Burada aklımıza şu gelmektedir. Kürtler aşağı yukarı bin yıldır Türklerin yanında yaşıyorlar. Kültürel olarak üstün kültürün alınması, taklit edilmesi normaldir. Bu açıdan baktığımız zaman Kürtlerin, Nevruz bayramını Türklerden gördükleri ve aldıkları, İranlıların desteği ile de kendilerine mal etmeye çalıştıkları da düşünülebilir. Çünkü, İran bu konularda oldukça deneyimli ve ustadır.

Nevruz Bayramı, bütün Türk halkları arasında en az üç bin yıldan beri, birlik, kardeşlik, dostluk, özgürlük ve yeni yıl bayramı olarak kutlanıyor. Türkiye ve Azerbaycan’da Nevruz, Türkmenistan’da Navruz, Doğu Türkistan’da Noruz, Özbekistan’da Növroz, Kırgızistan’da Noruz, Kazakistan’da Novrız, Tataristan’da Navruz, Çuvaşistan’da Naras adıyla 21 Mart günü, bayram yapılıyor. Bu bayram, el içinde dostluk, kardeşlik ve barışı kuvvetlendirmeye vesile oluyor. Küsler barışıyor, kavgalılar anlaşıyor, aileler birbirlerini ziyaret ediyor, Nevruz sofraları açılıyor, fakir fukaraya yemek dağıtılıyor.

Yukarıdan beri sıraladıklarımız Nevruz’un alalade bir gün olmadığını, bir kültür kompleksi olduğunun da kanıtlarıdır. Nevruz bir kültür kompleksidir, onunla ortaya çıkan pratikler kültürel unsurları işaret etmektedir. Nevruz’un baharın müjdecisi ya da yeni hayatın başlangıcı sayılması başlı başına bir olgudur. Özgürlüğün, bağımsızlığın sembolü olması, dostluğun, kardeşliğin, birliğin sembolü olması, onun kültür kompleksi olduğunun işaretleridir. Bu bakımdan Nevruz’u bir kültürel miras, bir kültürel değer olarak algılamak gerekir. Kültürel değerlerin, milletin yaşamında ne önemli roller üstlendiği açıktır.

Türk halklarının yaşadığı kültür alanlarında Nevruz günü ile ilgili yapılan merasimler bu açıdan üzerinde önemle durulması gereken hususlardır. Çünkü bunlar, bizi tarihin derinliklerine çeker, denetler, birlik ve dayanışma gücümüzü arttırır. Kimlik belirlenmesi esnasında önemli rol oynar. Fiziki mekan bakımından topluluklar birbirlerinden ayrı kalsalar da, ortak kültürel değerlerde birleşme ve bunları sürdürme, kimlik kaybına veya silinmesine engel olur. Töreler, örf ve adetler, gelenekler, sadece folklorik malzemeler şeklinde düşünüldüğü zaman bir anlam taşamaz. Önemli olan onları yorumlamak ve anlamlandırmaktır. Çünkü, binlerce yıl, bunların sürekliliğini korumaları, toplumda ifa ettikleri sembolik rollerinden kaynaklanır. Nevruz törenlerinde üstünden atlanan, yanından geçilen ateş de bunlardan biridir. Türklerde ateş, bir arındırma, temizleme kültürünün ifadesidir. Oğuz Kaan Destanı’nda, Türk hükümdarını ziyarete gelen yabancıların ateşten geçirildikleri yazılıdır. Yani temizlenmeden, arınmadan, hakanla görüşmesi mümkün değildir. O günlerden bugünlere gelen bu gelenek, Nevruz törenlerinde önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk topluluklarında her şeyin ateşle arındırılabileceği inancı bugün de yaşamaktadır. Bütün bunlar, Nevruz’un bir iki törenle kutlanıp geçilecek bir olay olmadığını, aksine, milletimizin hayatında çok önemli kültürel bir olay olduğunu göstermektedir. Elbette araştırılmalı, bağlantıları, derinliklerdi ortaya çıkarılmalı ve birleştirici bir kültür kodu olarak milletin hizmetine sunulmalıdır. Yoksa, günümüzde olduğu gibi, göstermelik bir iki törenle geşiştirilirse, yarın, öbür gün elimizden almayacaklarını kimse temin edemez. Aynen lokumumuzun çalınması, Karagözümüz’ün Grek kültürüne mal edilmesi gibi…


NEVRUZ KUTLAMALARI İLE İLGİLİ ADETLER
Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya'dan, Balkan Türkleri'ne ve hatta Amerika'daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz.

K. K. Yudahin'in eserinden Kırgız Türeleri’nde Nevruz gününün, Mart ayında olduğu ve yeni yılın ilk günü anlamına geldiği ifade edilir. Bu günde"Nouruz Köcö"denilen özel bir yemek yaparlar."Köcö", darı yarması veya bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir.
Karapapak lar nevruz bayramına çok büyük coşkuyla hazırlanırlar.Çünkü atalarımızın yaşam kavgasında dönüm noktası olarak kabul edilmiştir.
ANA BAŞLIKLARLA VERMEYE ÇALIŞALIM
1.Özel yemekler hazırlanır.Haşıl pişirilir,haşılın içine yüzük atılır.Kimin kaşığına çıkarsa o insan şanslı sayılır ve ona hediyeler alınır.Eğlence günlerce sürer.Türküler maniler söylenir.
MANİLER
Yüzük attım çayıra
Soyha düştü bayıra
Yığılın gohum gardaşlar
İşimizin döndü hayıra
Azizim dağ başı
Çak çak vurar dağ başı
Çirkinle bal yeme
Gözelinen daş daşı
Gibi onlarca maniler söylenir.Sabahlara kadar
2.Evler baştan sona kadar temizlenir.
3. Yeni giyisiler giyinilir.
4.Kışın o gün için beslenen koçlar kesilir.
5.Gelini olanlar gelin görmeye gider.
6.Bacalarda yakmak için toplanan gıcın toplanır.
7.Ateş yakılır, ateşlerin üzerinden atlanılır.
8.Yilkının kuyrukları temizlenir,köpeklerin kuyrukları kırkılır.
9.Bacalara ziyaretler yapılır.Hediyeler verilir.Genellikle eldivenlerin ucuna ip bağlanır ve bacadan sarkıtılır.Nişanlılar bir birine hediye alırlar.
10.Nevruz bayramında yağacak yağmura çok sevinirler.bolluğun ifadesi olarak kabul edilir.
11. Türklerin yılbaşçılarının 21 Mart olması daha da önemli kılıyor.
Türklerin Ergenekondan çikiş günü 21 mart olarak kabul edilmiştir.Uygurlar dönemi yaşamı anlatım eserlerine konu olmuştur.
Selçuklu Sultanı Celattin devrin gök bilimcilerini İsfahanda toplayarak takvimlerini yapmışlardır.Hatta devletin gelirlerini 21 martta toplarlardı. Yılbaşı larak kabul edilmiştir.2.Abdulhamit zamanına kadar yılbaşı olarak işlevliğini sürdürmüştür.
Zaralı Aşık Ali Nebi nin dizilerinde ifadesini bulmaktadır.
Bu gün dağlar yeşillendi
Sultan nevruz safa geldin
Cümle kuşlar dillendi
Sultan nevruz safa geldin
Bu gün bahar eyyamıdır
Nevruz Türkün bayramıdır
Gönüllerin sultanıdır
Sultan nevruz safa geldin
Allah deyi öten kuşlar
Dua eyler dağlar taşlar
Yeşillendi hep ağaçlar
Sultan nevruz safa geldin
Geçti kış geldi yaz
Ali Nebi m vurdu saza
Kızanlar düştü alaza
Sultan nevruz safa geldin
Tarih.1725-1820
Kazak Türkleri de Kırgız Türkleri'nin yaptığı aşı pişirirler. Ayrıca Nevruz törenlerinde mevlit okuturlar. O günü evler baştanbaşa temizlenir, yeni elbiseler giyilir. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Çadırlar kurulup sofralar açılır.

Özbekistan'ın Semerkant, Buhara, Andican taraflarında, Nevruz günü başlayan törenler bir hafta kadar devam eder. Halk bu törenlerde çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretlerde ikram edilen yemek"aş"adı verilen pilavdır. Köpkarı, güreş, at yarışları, horoz dövüşleri gibi gösteriler düzenlenir.

Tacikistan'da Nevruz Mart ayının başından, 21 Mart gününe kadar baharın gelişini ve tabiatın canlanmasını karşılamak amacıyla kutlanır. Nevruzda yenilen"Ş"harfi ile başlayan 7 yiyecekten süt; temizliği, tatlı; yaşama sevincini, şeker; serinlik ve dinlenmeyi, mum; ateşe tapınmayı, tarak; kadının güzelliğini temsil eder. İslâmeyetten sonra İslâmî geleneklere göre"Ş"ile başlayan 7 nesne bunların yerini almıştır.

Afganistan'da Nevruz, Türkler arasında doğum günü olarak kutlanır. Bugün herkes en yeni elbiselerini giyerler. Kabir ve akraba ziyaretleri yapılır, güreş tutulur ve oğlak oyunu oynanır. İnsanlar arasındaki dargınlıkların kaldırılmasına çalışılır. Yeni yıla nasıl başlanırsa, yılın öyle geçeceğine inanılır.

Türkmenistan'da Nevruz bayramında halk gününü ülkemizdeki dini bayramlara benzer bir şekilde geçinmekte, karşılıklı ev ziyaretleri yapılmakta, tebrik mesajları gönderilmektedir. Nevruz kutlamaları basın yayın organlarında geniş bir şekilde yer almaktadır.

Azerbaycan'da her yıl Mart'ın 2123'ünde, Nevruz bayramı büyük törenlerle kutlanır. Mezarlık ziyareti yapılır. Bu ziyaretlerde hazırlanan helva pilav ve diğer yiyecekler fakirlere dağıtılır."Gapı Pusma","Suya Yüzük Atma","Su Başı","Baca Baca"adetlerinde uzun yılların gelenekleri çeşitli motif ve oyunlarla sürdürülür. Semeni göğertilir. Yani tohum çimlendirilir.

Nevruz; Karapapaklar'da Nevruz, Kırım Türkleri'nde Navrez, gündönümü; Batı Trakya Türkleri'nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri'nde Sultanı Navrız , Gagauzlarda İlkyaz bayramı adıyla yukarıda bahsettiğimiz ortak coşku ve geleneklerle kutlanmaktadır.

Çok geniş coğrafyaya yayılmış olan topluluklarda Nevruz törenlerinde genellikle şu oyunların değişmeden devam ettiği gözlenir: Gökböri Oyunu. Türkistan'da oynanan milli oyunların başında yer alır. Bu oyuna"gökböri, köpkâri, oğlak/ulak, buzkaşi, kökpar, kükbar"gibi isimler de verilir. At yarışları, cirit oyunu, kılıç sallama, yamba kapma, güreş, at üzerinde güç gösterisi, sinsin oyunu, huntu oyunu. Bu oyunlar genellikle spora dayalıdır.

Oyunların bir kısmı ise seyirliktir. Bunları halk tiyatrosu veya Orta oyunu şeklinde değerlendirebiliriz: Koskosa oyunu; deve oyunu; ekende yoh, biçende yoh, yeyende ortag gardaş oyunu; kış bovay; yolbars; argımak.

Nevruz bayramında mahalli eğlencelere de yer verilir. Gençler aralarında mani ve şiir söyleyerek yarışırlar. Bunlardan bazıları:Halay oyunu, Yaşıl yarpag, Gızılgül, Hahışta, Benövşe, Bahtıyar ve atışmalardır.

Anadolu sahasında da oynanan bu oyunların yanısıra 21 Mart'ta büyük bir coşkuyla kutlamalar yapılmaktadır. Geçmişte o güne has olarak macunlar, şerbetler, hediyeler hazırlanarak devlet erkanı büyükten küçüğe, bunları birbirlerine takdim ederlerdi. Bu adetler günümüzde Mesir Macunu Şenlikleri adı altında hâlâ devam etmektedir. Anadolu'da Yörük Bayramı günümüzde de kutlanarak bu adeti yaşatmaktadırlar.

Anadolu'da"Sultanı Nevruz","Nevruz Sultan","Mart Dokuzu"ve"Mart Bozumu"gibi adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir.

Tahtacı Türkmenleri'nde; Nevruz Bayramı eski Mart'ın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılır. Nevruz, Tahtacı Türkmenleri'nin yaylaya çıkışında; 22-23 Mart tarihlerinde kutlanmaktadır. Tahtacı Türkmenleri'nde Nevruz; ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar kültürü kendini gösterir.

22 Mart Nevruz'dan bir gün önceyi karşılamaktadır. Bu gün Nevruz hazırlıkları yapılır. Çamaşırlar yıkanır, yemekler hazırlanır Nevruz günü yenilen yemekler arasında ıspanaklı börek, soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar, yufka, sarı burma, şeker, leblebi, lokum sayılabilir. 23 Mart günü öğleden sonra kadınlar geniş bir tabağa çerezler koyarak"hak üleştirir"ler. Yiyecekler dağıtılarak"ölünün ruhuna değsin"dileğinde bulunurlar. Bu bayramda herkes güler yüzlüdür. Suçlar bağışlanır. Bayrama katılmak zorunludur. Katılmayanlar köy halkınca dışlanır.

Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart'ta, şehirlerde ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden"davar evleri"ne yerleşmiş olanlar köylerden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla, yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah atarak"Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun"şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara halk katılır ve şükrederler.

Gençler tarafından eğlenceler düzenlenir, yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir, oyunlar oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar devam eder.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerimizden Gaziantep ve çevresinde 22 mart gününe"Sultan Nevruz"adı verilir. Diyarbakır'da; Nevruz günü halk, eğlence ve mesire yerlerine giderek Nevruz'u kutlarlar. Kars ve çevresinde; bu tarihte kapı dinleme, baca baca adetleri görülür. Evde bulundurulan çeşitli meyvelerden baca baca gezenlere verilir.

Tunceli ve çevresinde; bu gün erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve niyazda bulunurlar. Özellikle Orta Anadolu'da Nevruz,"Mart Dokuzu"olarak bilinir. Diğer bölgelerdekine benzer kutlama adetleri yapılır. Nevruzla ilgili Anadolu'da görülen diğer gelenekler arasında, ağacın güneşten etkilenmemesi için ağaca bez bağlanarak yapılan"Mart ipliği"adeti ve özellikle Giresun'da"Mart Bozumu"adeti önem taşır.

Tekirdağ'da Nevruz soğukların sonu, baharın başlangıcı olarak kabul edilir ve"Nevruz Şenlikleri"adıyla kutlanır. İzmir, Uşak, Sivas ve Şebinkarahisar'da hemen hemen aynı geleneklerin devam ettiği görülür.
Bilindiği üzere eski takvim Mart ayından başlardı. Mart ayının ilk on iki günü ayrı ayrı ayları temsil etmek suretiyle, o yıl içinde neler olacağı ilk on iki günden tespit olunurdu. O gün yedi çift, bir tek baş harfi"S"ile başlayan yiyeceklerden yenilmesi adettendir.



ALTAYLAR'DAN AMERİKA KITASINA UZANAN NEVRUZ...
Altay Türkleri arasında 21 Mart'a tekabül eden günde kutlanan"Cılgayak"bayramı vardır. Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi, tabiatın canlanması ve yeni bir yıla giriş bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın hazırlıkları yaz mevsiminde başlar. Bir önceki yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan bitkileri olan kandıklar ve onların sargay adı verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal katılmış yoğurt, dondurulmuş ve kurutulmuş et, koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır. Dört tahıl hazırlanır. Güneş bayramının kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu arçınlar alaslanır. Büyükler çocuklar gibi oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep bir ağızdan şarkılar söylenir.

Nevruz'un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan delillerden birisi de Saha Türkleri arasında yaşatılan Isıah Bayramı'dır. Bu bayram hakkında ilk bilgileri veren Dr. Yakup Deliömeroğlu şunları söylemektedir:"Göktanrı dini geleneklerinin hâkim olduğu Saha Türklerinde Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı'ya bir şükür bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh bayramının Türkistan kökenli olduğunu bilmektedirler.

21-22 Haziran tarihleri de Nevruz'da olduğu gibi güneş sisteminin ayrıcalıklı bir dönemidir; çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan Saha Türkleri'nin yaşadığı Sibirya'da bahar yeni hissedilmeye başlanır.

Isıah bayramında törenlere, Akşaman'ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklinde genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitene kadar söndürülmez. Akşaman'ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve âdet dünyanın hemen her yerinde bütün Türk halklarında hâlâ yaşamaktadır.

Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı gezgin İdesa'nın notlarında rastlanmaktadır. İdesi 17. Yüzyılda Sibirya'dan Çin'e yaptığı seyahatte Isıah bayramının Sahaların tek bayramı olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından, ateş yakma ve ateşin törenler son bulana kadar söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması, yerlere kımız serpilerek"temizlenmesi"ve misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları adetlerinden bahseder.

Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimî bir bayram olarak Saha halkının örf, adet ve tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır. Sahalar bu bayramı 2122 Haziran günlerinde yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu bayramı yenilenme, tabiat ve insan doğasının kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü olarak kutlamaktadırlar.

Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir araya gelip eğlenir; eğlencelerde kımız içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş kebapların yenmesi, milli oyunların oynanması, güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve vazgeçilmez olarak Osuohay dansı yapılmaktadır. Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir Sibirya sporudur. Sibirya'da yaşayan Hakaslar ve diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır. Osuohay ise Isıakh törenlerinin vazgeçilmez kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu halaylarında da bulunan, ellerin parmakların birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar Isıakh ateşinin etrafında dans veya halay çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9 gün sürdüğü yazılmaktadır.

Bugün de büyük coşkuyla kutlanan Isıah bayramı 1991 yılında Saha Cumhuriyeti kurulduktan sonra diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi resmi tatil olarak ilan edilmiştir.

Son yıllarda Amerika'daki yerli Kızılderili Kabileleri'nin"soy kütüğü"ile ilgili çalışmalar Türk kültürünün yayıldığı sahalar hakkında bize ilgi çekici bilgiler vermektedir. Bu konuyla ilgili olarak Dr. Ahmet Ali Arslan şu bilgileri veriyor:"Son yıllarda bağımsız araştırmacı uzmanların, Sibirya ve Alaska'da ve Alaska'nın daha güneyinde bulunan insan kemikleri ve toprağa yayılmış insan yağı kalıntıları üzerinde yaptıklan"gen"araştırmaları Amerika ve Asya kıtalarında vakti ile yaşamış bu insanların birbirleri ile yakın akraba olduklarını tespit etmesine rağmen, Amerika'ya Avrupa üzerinden gelenler bu gerçeklere sırt çevirmektedirler.

Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî merasimlerin birbirine benzemesi ve paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir.

Amerika'nın toprakla ve ziraatla uğraşan Kızılderili kabileleri arasında dinî ağırlıklı merasimlerle kutlanan mevsimlik bayramların başında Mart ayında"Yeni Yılın Başı"için yapılan kutlama törenleri ve şenlikleri gelir. Kaliforniya Eyaletinde geçimini topraktan temin eden yerleşik, şehirli Kızılderili kabileleri, göçebe bir hayat sürerek, yazın serin dağ yamaçlarına ve kışın ise daha ılık ve mülayim bölgelere göç eden ve geçimini avcılıkla temin eden Kızılderili kabilelerine kıyasla"Yeni Yılın Başı"kutlamalarına daha büyük bir bağlılık göstermektedirler. Bu kutlamalar,"Eski yıldan yeni yıla geçişi, ölümden sıyrılıp yeniden dirilişi, kısırlıktan kurtulup yeniden üremeye dönüşü kutlamak maksadıyla"yapılmaktadır.

Kaliforniya ve etrafındaki topraklarda dağınık olarak yaşayan Amerika yerli Kızılderili kabilelerinden Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo, Modoc ve Maidu kabileleri yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen"Mart"ayında, bahar bayramını, tabiatın yeniden canlanması ve uyanmasına bağlı olarak"Yeniden Doğuş"un bir sembolü olarak kutluyorlar. Bununla ilgili dinî merasimlere diğer Kızılderili kabilelerinde olduğu gibi, yine kabilenin Şamanı öncülük etmekte ve yönetmektedir.

Yeni yılın başlangıcı olan Mart'ta kutlanan"Diriliş"kutlamaları ile ilgili Kızılderililerin yaptığı merasimlerde kabilenin yaşadığı köy veya kampın tam orta yerine uzun ve düzgün bir"direk"dikilir. New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletlerinde yaşayan Kızılderili kabileleri köyün orta yerine dikilen bu"direğin"kâinatın"ekseni"olduğuna ve dünyayı yaratan"Bir"i temsil ettiğine inanırlar. Bu inanç yerleşik ve şehirli manasına gelen"pueblo"yerli Kızılderili kabileleri arasında da aynı şekilde yaygındır.

Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların en ilginç yanlarından birisi, kabilenin Şamanı'nın"Gök Tanrı"olarak kabul edilen"Ulu Ruh"a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için O'nun yardımını ve rahmetini talep etmek maksadıyla, bu düzgün"direğe"tırmanmasıdır. Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman'ın bu direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep etmek maksadıyla"Gök Tanrı"ya daha yakın olma amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri arasında oldukça yaygındır."

Demirin Türk kültür tarihindeki yerinden yazımızda bahsetmiştik. Demir Türk'ün inanç sistemi içinde bütünleştirici bir unsurdur. Ergenekon destanının ana temasını oluşturan"demirin eritilmesi ve kutsallığı"motifleri Amerika'daki Kızılderililer arasında da yaygındır. Onlar da demire hürmet ederek özellikle yılbaşı kutlamalarında mutlaka demir uçlu silahlar itina ile taşırlar. A. Aslan araştırmasında bu konuyu şöyle anlatıyor:

Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik merasimlerde mühim bir yer tutan"demir"e Kuzey Amerika Kızılderili kabileleri arasında da büyük önem verilmekte ve bazı kimselerin demirden yapılmış mukaddes sayılan"silah"lara dokunması katiyen yasaklanmıştır.

Amerika Kızılderili kabilelerinden Algonquian Kızılderili kabilesinde, hamile kadının demir ve çelikten yapılmış silahlara dokunması yasaktır. Öldürücü gücü kaybolur ve düşmana tesir etmez korkusu ile özellikle hamile kadınların ve yetkili olmayan şahısların kabilenin salaşçılarının silahlarına dokunması yasaktır. Yaygın olan söylentilerin tam aksine, bu kadar tabu ve yasaklamaya rağmen, Kızılderili kabilelerinden hiç birisi, ne şekilde olursa olsun diktikleri toteme tapınmazlar.

Amerika'da Alaka’nın Güneyinde yaşayan Yakutta ve Tlingit Kızılderilileri arasında"demir"e Sibirya Türküleri’nin verdiği değere eş bir hürmetle yaklaşılmaktadır."Yakutat ve Tlingit Kızılderilileri de diğer Kızılderililer gibi çelikten yapılmış bıçak ve savaş baltaları veya sivri uçlu silahlar yapmak için kullandıkları demire büyük hürmet ve rağbet gösteriyorlar."

Ahmet Ali Aslan’ın yapmış olduğu bu araştırma şu sonucu ortaya çıkarıyor:

Türk Şamanizm ile Amerikan yerli Kızılderili Şamanizm inin izlerine"Yeni Yılın Başı"merasimlerinde yoğun bir şekilde rastlanmaktadır. Aynı zamanda paralellikler mevcuttur. Mart ayında kutlanan yeni yıl merasimleri Orta Asya Türk Şamanizmsine paralel olarak Güney Amerika'da, Bolivya'da yaşamakta olan"Aravak"ve"Manası"Kızılderili kabilelerinin varlıkları tespit edilmiştir. Ayrıca Amerika'nın Mexico eyaletinde yaşayan"Arıkara"Kızılderili Şamani’nin ilkbaharda Türk Şamanlarının yaptığı ayinlerin aynısını yaptığına dair kayıtlar mevcuttur. Bütün bu kalıntılar Orta Asya'dan Amerika'ya geçen Şaman kültürünün dolayısıyla Türk kültürünün kalıntılarıdır.

Kaynak:www.borchali.net

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ATASÖZLERİ

10/2/2008 · Kategori: ATASOZLERI

Kalkan öküz yatan öküzün başına pisler
El elinden gül derme, öz elinnen diken yon
İnsaf dinin yarısıdır
Yetime öğüt veren çok olur, ekmek veren az olur.
Sevildiğin yere çok gitme
Hesabini bilmeyen kasabın elinde kalır masat
Kız bibiye, oğlan dayıya benzer
Deli kuyuya bir taş atti, kirk akilli inandı
Arvat erini rezil de eder vezir de
Eşek kanır at yiyer
Herkes kendi evinin kıblesini bilir
Akıllı düşünene kadar, delinin oğlu olur
Garga nedir gaziği ne ola, pire nedir büzüğü ne ola
Taş yerinde ağırdır
Ersiz arvat yularsız ata benzer
Yumurtana göre gıgılla
Yapı taşı yerde kalmaz
Tavuk su içer Allah''a bakar
İtinen çuyala girilmez
İt korktuğu tarafa ürür
Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme
Desinler ki haçonun hançeri var.
Yetimi döveceğine üstünü cır
Yatan aslandan, gezen tilki iyidir
Ayının yüz oyunu bir armudun başınadır
Gönlü balık isteyen soğuk suda ıslanır
Kendine umaç uvalamıyor, ele kesme kesecek
Herkes sakız çiğner, ama kurt kızı tadını çıkarır
Dereden geçerken at değiştirilmez.
Dırdırcı kadın adamın ömrünü yer
Herkese yanaşan köpek, kapı beklemez
Bir malın başında sahibi gerek.oğlu da değil babası gerek
Puharının eğriliğine bakma, dumanın düz çıkmasına bak
A

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DÜĞÜN

10/2/2008 · Kategori: DUGUN

DÜĞÜN GELENEĞİ
Düğün geleneği denilince, aklımıza ilk gelen kutsal olarak
kabul ettiğimiz evlilik müessesi gelir.
EVLİLİĞİN GERCEKLEŞMESİ İÇİN GEÇEN DEVRELER
1.Kız beğenme.
2 .Kız isteme, şirinlik.elcilik(Nişan).
3.Nişanlılık.
4.Nişanlılık.
5.Kesim kesme(Düğün tarihi, düğün hazırlıkları.)
6.Düğün.
KIZ BEĞENME
Kız isteme serüveni; Kızın evlenecek erlerle tanışması ile başlar.
Tanışmanın ilk safhası düğünlerde, su yolunda,yaylada, sağda solda
Görmekle başlar. Erkek kızın dikkatini çeke bilmek için bir sürü korlar
yaparlar, hiç bir fırsatı kaçırmazlardı. Kızın dikkati çekildikten sonra, eğer
olumlu sinyaller alınırsa ataklar başlar. Aracı bayanlar aracılım ile kızın
Ailesine yanı kızın en yakınına aktarılır. Bu olay kızın annesine, babasına
ulaştırılır. Aile için de beyin fırtınalar oluşur. Bu değerlendirme dikkat et-
tikleri hususlar.
Bu halk deyimi kız almada ki kıstaslardan biri.
" KENARINA BAK BEZİNİ AL, ANASINA BAK KIZINI AL"
A-Damat adayının dürüstlüğü.
B-Çalışkanlığı,
C-Alışkanlıkları.v.e. araştırmalar yapılır.

Tabiî ki,aracılar dur durak vermeden git gel yapmaktan usanmazlar.
Bu arada kızla oğlan konuşma olanakları bulurlar. Eğer kabulse aile içinde
ki görüşmelerin sonunu bekler.Her ne olursa olsun nihaiyi kararı kız ver
Aile meclise inin kararı sonuçlandıktan sonra, evleneçek kıza danışılır. Kızın
kararı asildir, ayır derse aracılara bildirir iş biter.Eğer evet derse,yinede aracı
işbaşında,aracı oğlan tarafına haber verir kabul ettiler,kızı veriyorlar dır.Ve
hediye verirler.Buna müjde denilir.,Artık elcilikte,
KIZ İSTEME-ELCİLİK-ŞİRİNLİK(NIŞAN)
Bir heycan, bir telaştı başlar oğlan evinde.Çünkü: Elçiliğe gidilecekti.Yak-
ın akrabalar ve iki tarafında çok sevdiği insanlarla kız evine gitmek için toplan
ır.Özellikle, akşam üstü gidilir.Kız evide misafir gelecek diye hazırlıklar yapılırdı.
Daha tertiple düzene karşılamak için gelin adayı daha heyecanlı.
Artık misafirler yolda,misafir sahibi tetikte kız evine gelindikten sonra hoş
beş yapılır.Sağdan soldan sohbetlerle çaylar,kahveler içilir gece ilerledikten
sonra damat adayının babasının heyacanı artar ve dayanamaz konu açılr,
Bu kısımda karşılıklı konuşmalar başlar sizlere konuyu daha iyi anlata
bilmem için olayı dramatize etmeğe çalışacağım.
Kız ve damat tararlarının kahramanlarını belirlememiz gerekmektedir
daha anlaşılır olması için.
Damat tarafı:
Ahmet dayı-Damadın babası.
Hasan amça-Damadın amcası.
Ekrem Bey-Damadın dayısı.
Kız tarafı:
Memat day ıKız babası
ALI DAYI: Kızın dayısı
Musa.Kişi.:Kızın dedesi
Evet artık beklenen zaman geldi,herkes toparlandı düzgün oturup pür dikkat
ne konuşulacağını merak etmeye başladılar.(KAPININ ARASIDA DAMADIN
EVİDE HAREKETLİ VE HEYACANLI BİR BEKLEYİŞ
SÜRER. NE HABER ÇIKAÇAĞINI MERAK EDİYORLAR.
-Ahmet Dayı:Mehmet hiç sormuyorsun neye geldiniz.?
-Mehmet DAYI:Ahmet efendi o ne demek konağa neye geldiniz diye sorulur mu?
Hasan Amca:Ama konağı bu saati kadar oturmaz kı.İşimiz var güçümüz var.Sabah
erken kalkacağız.
-Alı dayı: Fenamı oldu gelmişten ,geçmişten anlattınız.
-Ekrem Bey. Sözü uzatmaya ne haçat var. Komşular hayırlı bir iş için sızı rahatsız ettik.
-Musa Kışı:Ne rahatsızlığı a balam.
-Ahmet Dayı: Allahın emreyle,peyganberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.
Hafif bir sessizlik sardı,koskocaman aşk anayı.Hemen atak dededen geldi.
Musa Dede:Hele sabır edin bizde yakınlarımıza.kıza,kızın kardeşine danak danışsak
bize mühlet verin der.
Oradakilerin israflarına rağmen ertelenir ve çıkar giderler.Kulakları kız evinden gelecek
olumlu haberde. Gelip gitmeden alınganlık yapılmaz.
"Kız, kapısı,gala kapısı"
"Elciğe zeval olmaz."gibi deyimler yerine oturmuş olur.,

Bundan sonra tekrar olay aile meclisine taşınır,aile içinde görüşüldükten sonra,gelin
adayına son defa kararı sorulur.Kız evet ben evleniyorum dediği an mesele bitmiştir.
Tabidirki: Kız tarafı işi rolentiye alır kı,daha
"Kız evi,naz evi.".
"Ağır ol,batman gelsin."sözü bu tür olaylarda bir davranış biçimidir. kıymete binsin diğe.
Bununla ilgili söylenmiş Ataların sözlerde mevcuttur.
Belli zaman dan sonra aracı olan .(çöpğatana)haber iletilir.Çöpçatan damat tarafına tez
elden haberi ulaştılır.Kızın evlenmesini kabul ettiler diye.Bu haber ulaştıktan sora sanki
damat adayının evinde bayram havası hakim olur.Koş-
uşturma başlar şirinlik için alış veriş yapılır.Bu hazırlıklar bittikten sonra ren-dovü günü
gelmiş olur.Damat tarafından şirinliğe geleçek olanlar,temiz ve yeni giyisilerini giyerler.
Tabi ki ilk ziyarette gelenler birde hatrı sayılan saygın şahsiyetler davet edilir.
Gel gelim gelin adayının evindeki hazırlıklıklara.En genel temizliği gözden geçirilir, ikram
hazırlıkları yapılır alış verişler tamamlanır.misafirler beklenmeye başlanır.
Damat adayı tarafı akşama doğru, gelin adayının evine hayırlı iş sonlarndır
maya giderler.
Gelin adayının tarafı saygı ve hürmetle karşılar misafirleri.
Yine olayı dramatize etmede yarar var diye düşünüyorum.
Aktörler aynı aktörler.
Çay, kahve ve yemek ikramından sonra muhabbet başlar.
Ekrem Dayı:Neye sizi irahatsızelledğımızın, sebebinden malumatınız var.
Musa Dede :Ay oğul safa geldin hoş geldin.
Hasan Dayı :Öle döyül ay lele,Allah var eylesin her vağit yeyif,içtiğimiz
öy.
Alı Dayı:Haydı danışın a ezız koağlar, görey bu ehemmiyetti zad nedi.
Ahmet :Hamınızdan üzgaralığı eylerem.Men oğluma(gedeme)Allahın emri peyganber
efendımızin gavlıyla .Mehemet kardaşımın kızını istiyerem.
Ortalığı bir sessizlık alır.O arada.
Musa Dede:Ay oğul Allahın emri varsa ne diyeh.Allah hayırlı eylesin,
Allah bir yas tığda kocasınnar.Hayırlı olsun.
Bu defa odada ses şamarsa aldı başını gider.
Alı Dayı:Ele şadlığınıza şıddiğ eylemeyin hele noldukun.İş kesime gelsin
görey dayanırsınız mi?
Aradan bir fısıltı yayıldı otağın ho0ş havasının içine,
"Harmana giren porsuğ,dirgene dayanar."
Üç,beş kişi bir ağızdan hece doğrudu dediler.
KESİM:Kız tarafının adet ve ananelere göre talep ettiği Başlık,altın,kemer-
yun.V.E.benzeri malzemelerin belirlenmesidir.Tabi kesim konusunda aile içinde
önçeden mutabık kalınmıştır.Bu bilgiler yaşta büyük olan insana verilir
yaşlı insana saygıda kusur işlenmesin diye sözcü yaşlı dedeler veya bir başkası olur.
Söze yine
Ekrem Dayı başlar (damat tarafının sözcüsü) Ay imanına gurvan Musa Dede ,
mende bir oğlunam, eyle elle ki .
"Ne köz yansın,nede kavav."(uygun olanı yap.)
-Musa Dede:"El geçen dereden sende gecersen ,a bala."Der ve başlar.
Kesimde belirlenen değerlerin tamamı alınmaz.
Buarada damat tarafında bir kişi söylenenleri not eder.
1-Başlık senbolık miktarda para.
2- Sallama gümüş kemer.
3-Beşi birli.
4-2.Macar büyük altın.
5-8 Tane cumhuriyet altinı.
6-100 kg yıkanmış yün.v.e.eşyalar..
Hatır gönül pazarlıklar başlar bu davranışlar, renk katar oturuma.
Fazla bulunan eşyalar en alt sevyeye cekilir.Ve şirinlik faslı başlar.
ŞERBET İÇME:Gelinin sözünü aldıktan sonra,şerbet ikram edilir 2.şerbet
damat tarafının temsilcisine verilir.Çünkü:Şerbeti sunan insana bahşiş verilir
buda eski adettendir.Damat tarafına duyrulur haber getirene bahşiş verilir.Ve
gelin görme işlemleri başlar.
YENGE:Gelinin düğününe kadar,geline refakatcılık yapan genç akrabadan olan
bir gelin.
GELİN GÖRME:Şirinlik içildikten sonra geline kırmızı duvakla yengeninrefa
katınada damat tarafına hoş geldin der.İlk odaya girince saygı revansı yapar gelin
ve yengesi(temannah)ederler.Damat tarafından bir kişi gelinin duvağını
açar.Gelinin percemini acan bahşiş verir.
Orda bulunan damat tarafı olanlar geline para takarlar buna gelin görme
denir.Gelin gittikten sonra şirinlik başlar.
ŞİRİNLİK:Gelin nışanlama bittikten sonra.Şeker ve kuru yemişler cinsinden
ikramlar yapılır. Bu malzemeleri damat tarafı getirir.Bunlarla
birlikte yüzük gibi takılar getirilir.
Yüzüğün takılmasyla kuruyemiş ordakılarına ve konu komşuya dağıtılır,
Kız almanın ilk basamağı tamamlanır.
N I Ş A N L I K
NİŞANLILIK:Kız almadan düğüne kadar olan dönem. Bu dönemde belli
aralıklarla gelinin ziyaret edilir.
GELİN GÖRME:Gelinin evine gidilir,bu gidişler geline değişik giyisiler alınır
.Gelinin birinci derecede akrabalarına hediye alınır.Gelini normal zaman-ların dışında
.Zorunlu gelin görme dini bayramlar ve nevruz bayramıdır.
Gelin görmeye örnek olarak Nevruz Bayramını örnekleyerek açıklayalım.
Çünkü:Gelin görmede yapılan işler aynıdır.Bayram çalık denir bayramlıklar.
Çok önemli bir enek not düşmek gerekir. Nevruz bayramı Türk Milletinin en
eski ve tek bayramıdır. Türk Milleti Atalarından kalan mirasa hep sahip çık-mışlar
ve laık olduğu önemi vermişler.
Gelin görme için damat evinde sıkı bir alış veriş başlar.Bu alış veriş için alınaçak
eşyaların listesi günler önce aile meclisinde hazırlanır,
Gelin görmeğe genellikle, bayan ve bay birlikte giderler.10-15gün gelinin
evinde misafir kalırlar.
Listede gelin ne çeşitli giyişsiler alınır,gelinin ailesinin yakınlarına hediye alınır
(Bunlara nemer denilir).
Gelini görmeye gidecekler yola çıkmadan önce gelin evine haber verilir gel
in tarafına hazırlıklar yaparlar. Gelin görmeye gelenler çok iyi bir şekilde karşı-
lanırlar. İzzetin ikramın en mükemmeli yapılır.Yine gelinin yengesi geline refakatcılık
yapar gelinle gelenlerin huzuruna çıkarlar gelin görümlüğü verikir.
artık ikramları gelın yapar,misafirler uyumadan uyumazlardı.
Ertesi gün yine gelin erken uyanır kahvaltı hazırlıkları yapar. Misafirler kalınca su
sabun hazır halde onlara hizmet eder kahvaltı verilir .

Misafirlerin getirdikleri eşyaları(Hurcunu) açmazlar konu komşudan yakın
bayanları davet edilir onların huzurunda açılır.Onlara gelen hediyeler(nemer)
verilir tabi kuruyemişlerle birlikte, gülmeler eğlenmelerle toplantı güler yüzle biter.
Nemer dağıtılanlar gelenleri davet eder en leziz sunular yaparlar bu olayda memnuniyet
çok önemsenmekteler.Gelin görmenin bitimine gelince
gelin elemeği göz nuruyla ördüğü yün çorap ve kazakları hediye olarak dam-
adın evindeki kişi başına birer tane gönderir. Gelin görme geleneği misafirle-
rin gitmesiyle son bulur. Bu gelenek tekrarlanır.
DOSTLAR BU GELENEKLER BİR YIĞIN İNSANI İÇİÇE GETİRİR PAYLAŞMA
NOKTASINDA MUTLU VE HUZURLU KILMAKTADIR.
Düğüne kadar kesimde belirlenen malzemeler hazırlanır.Düğün hazırlığı yapılmaya
başlanır.Düğünlerimiz sonbaharda yapılır.


BAYRAM ÇALIK
Nişanlılık süresinde olan dini bayramlarda gelini görmeye gidilir.Gelin görü-münde
geline çeşitli hediyeler alınır.Bunun dışında ev halkına da küçük hediyeler,ceditli mey
veler alınır.Gelinin yengesine ve komşularına nemer(hediye)alınır.Ancak komşulara
gelen nemere karşılık alınır.Nemer verilen
Komşular gelin görmeye gelenleri davet eder. Gelin görmeye elti(gelinin eşinin kardeş
lerinin hanımları).Bu kon ağlık on, on beş gün sürer.
Gelin görmede olmazsa,olmaz mahalli yemek ketedir.
NOYRUZLUK
Noyruz atalarımızın Orta Asya dan ,Derbentten,Borçalıdan ve göyceliden buyana
şölen ve şenlik yaptığı,tek bayramdır.
Noyruz;Yeni gün anlamındadır.Noyruz ilkbaharın gelişini kutlamak için yapılırdı.Uzun
kardan kıştan kurtulmanın heyacanıyla kutlanır.Ogün en iyi gibisiler giyilir.
Gelinin yanına gidilir.Damatta gider.

DÜĞÜN HAZIRLIKLARI

Düğün hazırlıkları ilk kesimde tespit edilen eşyalar alınır.Daha sonra düğün gününü
belirlemek için, erkek tarafından birkaç kişi kız evine gider.
Artık toyu yapalım derler ve kabul edilir.Ama verecekleriniz var denilir.
Kesim kesilir.
Kesimde gelecek atlı ve komşu sayısına göre yiyecek listesi yapılır.Resmen düğün
Hazırlıkları her iki tarafta başlar.
ERKEK TARAFINDA YAPILAN HAZIRLIKLAR
1.Gelin tarafına verilecek malzemelerin gönderilmesi.
2.Düğüne davet edilen misafirlerin davetiyesi(Toy kağıdı)
3.Düğünün yapılacak mekanın dayanıp döşenmesi,bunun için konudan komşu
dan hatta komşu köyden malzeme toplanır.Düğüne erkek tarafının çevresine göre
davetiye yazılır.(Genellikle düğün mekanı 1000-1500 kişi alacak yer olması gerekir
Çünkü;Düğün bir hafta sürürdü.
4.Bölgenin en iyi 3-5 ozan davet edilir.Davul zurna kiralanır.
5.Misafirlerin ağırlanması için alış veriş yapılır.
6.Damat sağdıcını belirler köy gençler de hazırlıklar yaparlar.
KIZ TARAFINDA YAPILAN HAZIRLIKLAR
1.Artık kız babası evinde misafirdir.Hazırlanan cehizler tamamlanır.
2.Komşular,gelini ve kızın sağdıcını davet ederler.
3.Kız tarafı da yakınlarını düğüne davet ederler.
4.Her iki tarafın köylerinde ki komşularda misafiri en iyi sekil de
ağırlamak için ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.
5.Ellerinden geldiğince resmi nikah yapılırdı.
6.Son hazırlıklar gözden geçiril Bölgenin en iyi aşçısı (Aşvaz) getirilirdi her iki
taraf ta aynı işi yapardı.
Düğün günü geldiği gün kız tarafı ve komşular misafirleri
beklerler.
Erkek tarafı kızı almak için gidecek insanlarla kızı almaya
giderler (atlı)gelin tarafı büyük bir törenle karşılarlar misafirler
paylaşırlar. Oğlanın yengesinin kapısı basılır
Bahşiş alınır. Dayanan döşenen yerde âşıklar söyler divan kurulur.
Gecenin bir zamanından sonra gelinin çeyizi liste edilir. Bu
liste şahitler huzurunda yapılır. Muhtarda listeyi onaylardı.
Cerhiz de genellikte elişi göz nuru olurdu.
1.Kafkas motifi hal ve kilimler.
2.Yatak takımları.
3.Derme kilimler, farmaclar (yataklık)
4.Halı yastıklar.
5.Tüy yastıklar.
6.Türk motifli çarşaflar,yatak örtüleri.
7.Kanepece işi.
8.İnce işlemeler.
9.El örme yün kazaklar, yün çoraplar.
10.Mutfak eşyası.
11.Sandık.
12.Geline ait eşyanın tamamı.
13.Kapalı kutu(gelinin ilerde zor hallerinde hak edişleri)meblağ
büyük miktar olur. V.B. eşyalar.
BU EVLLİLİK SÖZLEŞMESİ OLARAK KABUL EDİLİRDİR. Karşılıklı
imzalanılır taraflara verilir yazıyı yazana da hediye olarak kızın
cevizinden bir çift çorap verilir. Çeyiz listesindeki malzemeler ve
ismi saklı tutulan yüksek para miktarı yazılır. Bu tutanakların man
tığı iler ki yıllarda evlilik kurumunda bir sıkıntı olursa kızı mağdur
etmemektir. O belgede yer alan ürünler günün koşulluna göre hes
aplanır bayana taktım edilirdi. Bu belgeye benzer bir düzeltme ülke
mizde 2006 yılında resmileşti. Atalarımız bu işi çoktan halletmiştir.
Sağdıç evinde kızlar eğlenir kına yakılma başlanır. Çeşitli türküler
söylenir ”Kınayı getir ana” “Yüksek tepelere ev yapmasınlar” gibi
durgusal türkülerle ayrılık mesajlar verilir. Sonunda geleneğin biri
de şah kaldırmadır. Şah kaldırma gençlerin çeşitli eğlence ve güreş
ler tutulur bunlara kaynata hediyeler verir. Şah yengeye teslim edilir.
Şahı getirene yenge bahşiş verir.
Artık misafirler komşularca götürülür ellerinden geldiğince ağırlanır.
Hatta toy atlısı gibi ağırlandık diye. Bir deyimde vardır.

ŞAH: Buluna bildiği kadar çeşitli şekerleme ve meyveler sağdıç tarafın
dan alınır . Meyveleri şaha özenle dizilir.
Bu fasıllardan son toy atlısı misafir yerlerine gider. Bir sürü ikramlardan
sonra erkenden gelini almaya toplanır toy atlısı ve komşuluk. Artık cehız
yüklenir evde tatlı bir telaş gelinin başı bezenir, bir taraf neşeli diğer taraf
hüzünlü. Sıra gelinin belini bağlama kardeşin işi bel bağlama bahşişi verilir.
Davul, zurna acıklı parça-lar çalarak anayı ağlatır. Gelin çıkarken kapı basılır,
adettendir at,silah istenir bah-şiş olarak.Artık gelin atlanır.Çevrenin en iyi
binicileri ve en iyi atları papağa git-mek için hazırlanırlar.Müjde yastığını
yengeden alarak damadın evine kim erken ulaşırsa müjde yastığı için bir
bahşiş alır,hem de ünlenirdi. Artık gelin damadın evine yönelmşitir. Yolda
kıyasıya atların yarışı, gelin arabasının önüne koyun sürüsü sürülür eğer
gelin tek elle koçu arabaya alırsa koç gelinin olur, alamazsa
Koçun fiyatı kadar çobana bahşiş verilir.
DÜĞÜNÜN İKİNCİ AYAĞI
Günlerden önce hazırlıklar yapılmış. Attırın toplanacak köyün en geniş
yeri döşenir,davul-zurna hazır,yörenin ünlü ozanları davet edilmiş.Komşu
hazırlık-larını yapmıştır.
Gelin kapıya gelince, kurban kesilir gelinin ayağına tahta kaşık konulur
ve kırar. Damat, sağdıçve arkadaşları gelinin içeri gireceği kapının bacasında bek
lerler gelin evin eşiğinden içeri girince damat elmayı gelinin kafasına. Meyveyi
Çocuklara atar, ondan sonra gençler damadı ve sağdıcı iter kalkar şakalaşırlar.
Misafirleri karşılamak için komşu sıraya geçer adata bir birleriyle yarışırlar mı-
safir kabul etmek için Misafir olarak kabul ettikleri insanların kırbacını, atkısını,
tespihini alırlar. Eğer bu eşyalardan birini vermezlerse misafirliği kabul etmiyor
anlamına gelir.
Köy gençleri hizmeti üslenir. Atlıyı karşılar ve düğün mekânına alınır. Âşıklar
ortada çalıp çağırır.
—Gelen misafir Aşk olsun âşık.
—Aşkı çemalın olsun der âşık. Yerine oturur hemen çay verilir.
Bu tavır sürer gider.
Âşıklar da boş durmaz. Met etmeler başlar. Örnekler. Sözlü edebiyat bölü-
münde sunulacaktır…
Davul zurna gençlerin eğlenmeleri için çalar. Yallılar çekilir, barlar tutulur, tek
oyunlar oynanır. Davulcuda şavaş söyler tümen şavaş, gel yavaş yavaş der ismini
söyledikleri insanlardan bahşişini alır(sözlü kültür bölümünde anlatılacak)
Bu eğlence misafirlerin dağılmasına kadar sürer, gelin görmeyle biter.
Misafirperverlikle, komşu ağırlarlar. Akşam yemeği için hazırlıklar yarılır.
Havlular, çatal, kaşıkları hazırlar misafirin toy öyünde yemek için hazıklar yapılır.
Atışmalar yapılır aşıklar arasında yarenlikler biter.Sıra yığa mata gelir.
ÇOK ÖNEM VERİLEN KONU YIĞAMATTA HİÇ BİR KİMSE BİR BİRİNDEN FAZLA
SİNİYE ATAMAZ ATILIRSA HAKARET SAYILIR. ÇÜNKÜ; HİÇ BİR ŞAHIS BİRİLERİNİN
ÜZERİNE ÇIKAMAZ.BU ONURLU OLMANIN NİTELİĞİ SAYILIR.ZENGİN FAKİR FAR
K ETMEZ.
Yığa matı sayılan sevilen kişi yapar. Yığa matın belli miktarı vardır. Oda bir önce
ki düğünlerden olan miktardır.
Yığa matın başlaması sini(para toplanan tepsi .tepsiye de kırmızı bir vala serilir)
mecliste en yaşlı şahısın önüne konulur,verilen para yüksek sesle söylenir ve devam
edilir her para verilişte bereket versin denilir. Para toplandık-tan sonra düğün sahibi,
orta yere çıkarak ATTIYA KÖYLÜYE ALLAH BEREKET VERSİN DER. Hemen yemek
verme başlar. Yemekten sonra gelin görecekler başka yere alınır.Gelin yüzü duvaklı
gelir,Gelinin yengesi,damadın yengesi birde gelin o insanlara temenna alır,Damadın
yakının biri gelinin duvağını acar tabi ki bununda bir bedeli vardır.Diğerleri de geline
bahşiş verirler.Aşıkta son sözlerini söyler, lambalarda gaz kalmadı,aşıklarda söz
kalmadı yatmanın zamanı geldi der düğünü bitirir.
Artık misafirler ağırlanır. DÜĞÜN SONA ERMİŞTİR.

cildirlikarapapak

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BEDEL

10/2/2008 · Kategori: BEDEL

YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Bölge halkının yardımlaşma ve dayınışma kültüründen çarpıcı örnekler ak
tarmaya çalışaçağız bu örnekler sizce belki çok doyuruçu olmaya bilir.ama buda bilinmeliki,
o dönemin en ileri düzeyde yapila bilecek güç birliği ve dayanışmanin örneğidir,İŞTE BUNLAR VE
BUNLARA BENZEYEN EYLEMSEL DAVRANİŞLAR İNSANLARI ORTAK PAYDALARDA BULUŞ TURUR O DENLİ MUTLU EDER TOPLUMSAL BARIŞI SAĞLAR.
İnsanlik tarihininden buyana insan toplulukları hayatlarını devam etirmek için doğa ve doğa olayları
ile amansız savaş vermektedir.doğa ve doğa olaylarını konturol altına almak istemiştir.
Doğa ile olan ilişkilerin dışında, çeşitli insan toplulukları emperyalist düşüncelerini gerçekleştirmeleri için sizi zayıf düşürüp dayanma direncinizi minimun sevyeye çekmek isterler
yapımıza zarar vermelerine olanak vermemek için yanyana durmalıyızkı güçlü olalım.
Artık hiç bir nesnenin A sı B si kalmadı aşağıda örneklerini vereceğimiz ATALARIMIZIN
davranışlari her alanda rehberimiz olmalı CUMHURİYET İN kazanımlarından ödün vermeksizin.
Bu örnekleri okuyunca hayel kurun atalarımızın yaşadığı dönemi.Günümüzün koşullarına bilimsel
yaklaşımla uyarlarsak bizlerde cevremizle daha mutlu yaşarız diye düşünüyoruz.
Olmazsa olmazları vardı
ATALARIMIZIN ANALARIMIZIN ve insanlarımızın.
Anaya,Babaya,konuya ve komşuya saygı küçüklere sevgi ile yaklaşır tebesümleri hiç eksik olmazdı bir birlerine karşı.
Hal böyle olunca saygı ve sevgi paylaştıkca büyüdükce büyür akabinde mutluluklar insanları
huzurlu kılar.
MODYAM olurdu insanlarımız güçlerini birleştirirlerdi.kimi bir boyun öküz kimi birtek at odayoksa
hodak verirdi çocuğunu herik eder tohum atar harman döver değirmene giderlerdi sırayla nöbet nöbet
hatta hatta on iki çift öküz yöre deyişiyle oniki boyun öküz bir boyun çomuş üç majgal iki öküzcü
on iki hodağ ve kotan kara saban her bahis edilen elaman için bir navlon yanı bir gün ham kırılaçaktı
bakınız enaz on onbeş aile güç birliği yaparak yeni ekilecek tarla kazanırlardı.Hem sıkı bir dostluk
hemde sıkıntılar giderilirdi insanlar mutlu olurdu.
BEDELgiderdik çayır,tarla biçileçek arpa yetişmiş döküldü döküleçek hadı komşular Memet eminin tarlası gittigidiyor ura eli tırpan tutan Memed eminin tarlası biçildı gitti ,İşte herkomşunun
tarlası tapanı güçbirlığıyle aşılır gider.Bu eylemler örgütlenme değilmi .Eş dost mutlu ve mesut
olur.Toplumsal huzura en mükemmel hizet değilmi arkadaşlar.
Mevsim harman zamanı yağmur siçim gibi yağıyor Ali dayının harmanını sel götürüyor.
Kamil amca ahırın yaptırdı üstünü örtüyor ne olacak gençler içlerinden biri .
Kimimiz Ali dayının harmanına.kimimiz Kamil amcanın ahırına toprak atmaya ve adı
geçen işler iki üç saata biti gitti.İş sahipleride huzurlu ğençlerde yardımlaşmanın keyfinde
komşularda huzurlu .BUDA yardımlaşmanın en kralı beyler.
Sizlere soruyorum bir atın sırtında iki kişi bindiğini görmedinizmi evet hep olan davranışlar
neden dersiniz.Çünkü o ıkı ınsan meçburen bir yere gitmesi gerekli ama birinin atı var birinin
atı yok işte yardımlaşma örneği değilmi sayın arkadaşlarım.
İMEÇE özellikle bayanlarımızın yardımlaşmasında kullanılır.
Güz geldi Kaz yontulacak,Erişte kesilecek,Halı dokunacak,Yun taranacak,Komşunun düğünü
var beş yüz kişiye üç gün yemek verilecek,Komşunun cenazası var misafirler ağırlanacak........
Analarımızı bacılarımızın yardımlaşması örnek olmalı hepimize.Çünkü,herkes özel işlerini erteler
komsunun yardımına koşar.
CİLDİRLİKARAPAPAK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »